facebook.com/Tasavvuf.Edebiyati
   
  TASAVVUF EDEBİYATI
  Şiirler
 

 
ŞİİRLER:
 
 





AŞK

Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma...
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben

Ey dünyanın işinden haberi olmayan sen yoksun
Dünya esen yel üstüne kuruldu..
Varlığımız iki yokluk arasındadır
Çevrendekilerde hiçdir sen de bir hiçsin

Medresede söz vardır tekkede de hal
Fakat bu aşk sözden de dışarıdır halden de
İster şeriat müftüsü ol ister şehir vaizi
Aşk mahkemesine gelindi mi dilsiz kesilir

Bugün zevk etmek elindeyken zevkine bak
Yarını düşünmen beyhude bir heves
Bir çok kişiden arda kalanlar
Sana da kalmayacak sen de göçüp gideceksin... 
Yazar : ÖMER HAYYAM
 

ELİMDE OLSA

Elimde olsa bu dünyayı küçümserdim
İyisine de kötüsüne de yuh çekerdim
Daha doğrusu bu aşağılık yere
Ne gelirdim ne yaşardım ne ölürdüm

Yazar : ÖMER HAYYAM
 

Kolay mı bir anda silip atmak ?
Kalbinden söküp çıkarmak
Bir daha senin gibisini bulmak ?
Olur ya bir gün başkası girer hayatına
Benim sevdiğim gibi sevebilir mi seni ?
Benim düşündüğüm gibi düşünebilir mi seni ?
İnsan nelere alışmıyor ki
Elbet bende alışırım bigün sensizliğe
Ama sen alışamazsın bensizliğe
Biliyorum iyi bakamazsın kendine
Hatırlatması lazım birinin sana
Kendine dikkat etmen gerektiğine..
Sen hasta olma ben olayım senin yerine
Sen üzülme ben üzüleyim her şeye
Araya yıllar da girse
Ben kıyamam senin o güzel gülüşüne..
 

“Derdime vakıf değil canan, beni handân bilir,
Hakkı vardır şâd olanlar, herkesi şâdân bilir…
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil,
Çektiğim alâmı bir ben bir de Allah’ım bilir.”
( Fuzûlî) 

Öyle bir hayat yaşıyorum ki, 
Cenneti de gördüm cehennemi de 
Öyle bir aşk yaşadım ki 
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de. 
Bazılar seyrederken hayatı en önden, 
Kendime bir sahne buldum oynadım. 
Öyle bir rol vermişler ki, 
Okudum okudum anlamadım. 
Kendi kendime konuştum bazen evimde, 
Hem kızdım hem güldüm halime, 
Sonra dedimki 'söz ver kendine' 
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, 
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, 
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. 
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. 
Öyle bir hayat yaşadım ki, 
Son yolculukları erken tanıdım 
Öyle çok değerliymişki zaman, 
Hep acele etmem bundan, anladım...

Nietzsche / Öyle Bir Hayat Yaşıyorum ki..
 

Okulda, anladıkça başaracaksın.
Yasamda, başardıkça anlayacaksın.
Gelecek mutlu-mutsuz, inanmasan da;
Gözlerin yaşardıkça anlayacaksın.

Özdemir ASAF 

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

Özdemir ASAF / LAVİNİA
 

Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki...
*Nazım Hikmet
 

Kim o, deme boşuna…
Benim, ben.
Öyle bir ben ki gelen kapına;
Baştan başa sen.
/ Özdemir Asaf 

Türkiye’de istanbul ne ise
istanbul’da gece ne ise
gecede yürümek ne ise
yürürken düşünmek ne ise
seni unutamamacasına düşünmek ne ise
unutamamanın anlamı ne ise
seni sevmek ne ise
saklayayımmı yok söyleyeyim derken
birden aşka düşmek ne ise.
herneyse...

ÖZDEMIR ASAF
 

Her zevki sefa bir anlıktır.
Nefret ve kinin ertesi pişmanlıktır.
Her canlıya vardır ölüm;
İnsan ölür ama asıl ölmeyen insanlıktır.
Mevlana 

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden 

Yazar : YAHYA KEMAL BEYATLI
 
EĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
Yazar : CAN YÜCEL


























































































Niceleri geldi neler istediler

Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenlerde hep senin gibiydiler
Bu dünya kimseye kalmaz bilesin
Er geç kuyusunu kazar herkesin
Tut ki , Nuh kadar yaşadın zor bela
Sonunda yok olacak sen değil misin ?

Yazar : ÖMER HAYYAM
 
 
 
 
 
 
 

 KERBELÂ AĞLATTI 

Yezîd zâlim idi, halife oldu 
Köyler, kasabalar, iller ağladı 
Ortalık kin, nefret, zulm ile doldu 
Yalnızca biz değil, eller ağladı 
*** 
Yezîd Hüseyin’e “biat et” dedi 
Hüseyin zâlime biat etmedi 
Yezid “yakalayın” emrini verdi 
Bülbüller ötmedi, güller ağladı 
*** 
Münafıklar kara yazı yazdılar 
Mü’minlerin arasını bozdular 
Asiler kızdılar, fena azdılar 
Dağlar dile geldi, çöller ağladı 
*** 
Mü’minler içine bir düştü bir ateş 
Ateş ki; adeta cehenneme eş 
Ay çoktan aşmış, batmıştı
 
 
 
 
SESİM GELMİYOR
Sevgilerin en güzelini toplayıp geldim sana
Ellerimde güller var,hepsi sana 
Çık sana geldin,koşarak geldim sana
İllede seni isterim,illede seni
Lafında değilim inan seviyorum seni

En güzel günlerimi seninle yaşarım
Ruhumla inan seninle taşarım
Uslanmam sensiz,her şeye takılırım
Canımdan çok canına sarılırım
Umrumda değil,dünyayı yakarım
       
       
SEnsizlik
Sensizlik ölüm gibi geliyor bana
Ecelim geldiğinde mi sesleneyim sana
Çat kapı geldin bu hayıtama 
İnci tanesi gibisin yaşantımda
Limon gibi ekşitme suratını yakışmaz sana..

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

BU DA ÖYLE BİR AŞK
Sırtımda çıplak
Islak nefesin
Bi gidip bi geliyor

Biz senlen yatmıyoruz ki
Yaşamıyoruz da
Hep yarışıyoruz
Sen mi ben mi
Önce kim

Ölümü öldürecek diye Yazar : CAN YÜCEL

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 
 
 

HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın 
Kanatların çırpındığı kadar hafif.. 
Kalbinin attığı kadar canlısın 
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... 
Sevdiklerin kadar iyisin 
Nefret ettiklerin kadar kötü.. 
Ne renk olursa olsun kaşın gözün 
Karşındakinin gördüğüdür rengin.. 
Yaşadıklarını kar sayma: 
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; 

Ne kadar yaşarsan yaşa, 
Sevdiğin kadardır ömrün.. 
Gülebildiğin kadar mutlusun 
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin 
Sakın bitti sanma her şeyi, 

Sevdiğin kadar sevileceksin. 
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer 
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın 
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer 
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. 
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret 
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın 
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın 
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. 
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın 
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. 
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. 

İşte budur hayat! 
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın 
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün 
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun 
Çiçek sulandığı kadar güzeldir 
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli 
Bebek ağladığı kadar bebektir 
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, 
Sevdiğin kadar sevilirsin...

 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız:

 
  Bugün 22232 ziyaretçi (33998 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Kuruluş:17 Ekim 2012 Çarşamba